20 Eylül 2011 Salı

Öykü: Hala Hırıldıyordu // Yazan: Gülten Ağrıtmış

Öykü: Hala Hırıldıyordu
Yazan: Gülten Ağrıtmış






Hala HırıldıyorduOnu öldürme fikrinden vazgeçemedi!
Öldürmek mi, yoksa fikrinden vazgeçememek mi?
Öldürmek!
Bir elini içinde jöle olan kaba koydu.
Bir eli jöle dolu kabın içinde jöleyi emerken, diğer eli toprak dolu kabın içinde durdu.
Toprak kapta olan elini bir süre sonra topraktan çıkardı. Elindeki parmakları uzamıştı.
Jöleden çıkardığı eliyle uzayan parmaklarını kesti. Parmaklarını keserken kanlar aktı, canı yandı, yüzü gerildi, dişlerini sıktı, bağırdı, boğazı yırtılırcasına bağırdı. Tekrar diğer elini jöleye soktu ve parmaklarını kestiği elini de yine toprağa gömdü. Gözlerini sıktı. Dişlerini sıktı. Bekledi bir süre. Sonra yüzündeki acı ve gerginlik son buldu. İki elini de çıkardı kaplardan. Yıkadı. İki elide son derece güzel ve parmakları yerinde muntazamdı. O gelmeden sofraya güzel bir parmak eti yemeği hazırlamalıydı.
O manda etini sevmiyordu, balık sevmiyordu, dana kıyma sevmiyordu.
Onun için parmaklarını her gün uzatır keser ve kuşbaşılık olarak doğrar her gün farklı lezzette yemek olarak pişirir önüne koyardı. Telefondan arar o gün istediği damak tadını söyler onun istediği lezzete göre hazırlık yapardı.
Kısık ateşte pişerken parmakları; artık onunla eskisi kadar görüşmemesi gerektiğini düşünüyordu hep parmaklarını kesip ona yemek pişirmekten yorulmuştu. Onun ise en sevdiği yemek kendisinin parmaklarını yemekti. Onun eve bir şey alması gerekmezdi kendinden bir şey katması gerekmezdi. Uzaktan komutlar verirdi.  Uzayan parmakları vardı. Toprağı da vardı. Jölesi de vardı.
Bir gün sormuştu? Neden jöle ya da toprak almıyorsun sen de diye?
Kendisi jöle ve toprak alıyordu. Onun da alması gerekir miydi? Kurulu bir düzene gelmişti o da. Yıllardır toprak ve jöle alan biri değil miydi? Devam edebilirdi almaya.
O da parmak eti yemeği seviyordu. Yediği zaten sadece parmaktı. Kimler kimler neler yemişti ondan.
Parça parça büyük etler kesmiş koymuştu onların önüne.
Toprağı da jöleyi de her gün yenilemesi gerekiyordu. Hiç ete temas etmemiş toprak ve jöle olmalıydı.
Her gün kendi başına uğraşıyordu.
Bir ilişkinin içinde olmak nasıl bir şeydi?
Bir sebepleri, bir bahaneleri vardı hep onlara ihtiyacı olduğu sürece. Kim girerse girsin hayatına bedenindeki bir yerinin tadını seviyorlardı. Kimileri bütün bedeninden onlara hazırlayacak gücü olmasa ya da vazgeçtiğinde hazırlamaktan ya da hazırlamak istemese bile, yine de koparıp yemişlerdi etinden.

Onların kendi hayatında bir sebepten ‘’var olmaları’’ yeterdi.
Ne vücut dönerleri yaptı ondan önceki, önceki ve öncekilere. Yediler tüm bedeninden vücut etinden yemeklerini, yemeklerin çeşitlerini.
Önceki, önceki ve önceki!
Onlara sorduğunda herkesin kendine göre kendilerinden de verdikleri bir şey vardı.
‘’Vardı ‘’evet.
!
Önceki, önceki ve önceki!
!

Koca bir küvete jöle döktü.
Önceki, önceki, öncekiler de evine doluşmuştu.
Hepsi ayrı odalarda bekleşiyordu.
Akşam kendine geldiğinde her birini küvete girmesi için ikna etti.
Her birinin kesti dillerini, ellerini, parmaklarını, onlara ait ne varsa bedenlerinden kesti.
Kemiklerinin üstünde kalan etlerini sıyırdı iyice.
Onlara ait ne varsa jölenin içine kattı.
Bir süre sonra jölenin içinde kayboldu her biri.
Suyu açtı. Su jöleye karıştı.
Jöle küvetin deliğinden aktı gitti.

Tekrar küveti jöle ile doldurdu.
Sonra küvete kendi girdi.
Kesmeye başladı kendini. Kesmeye.
Duyduğu tüm acılara rağmen bu sefer kendini ölene dek kesmekten durmadı.
Denemeyecekti artık.
Hayatında başka birisi olmayacaktı artık.
Kendini kesmeye devam etti.
Kendi kemiğindeki parçaları koparıp, kemiğini görene kadar etinden kesti.
Görünen kemiğinden kalan etleri de sıyırdı.
Kesti, kesti, kendini kesti.
İstemiyordu artık istemiyordu. Kesti, kesti, kesti...
Dilini kesti, kulaklarını, burnunu sonra ucunu gözlerine batırdı hızla.
Her birinin bağırdığı kadar bağıramadı bile.
Her birini kestiği bıçakla jölenin içinde kendini kesmeye devam etti.
Sonra ağzını açtı sert bir hamle ile ağzından içeriye batırdı bıçağı.
Yanakları, ağzı kesik yırtık, bıçak saplı kaldı boğazında, hala hırıldıyordu.
Hala hırıldıyordu.
Hala hırıldıyordu.
Fokur fokur kan çıkarken hala hırıldıyordu.

Gülten Ağrıtmış






İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Öykü: Kristal Vazo // Yazan: Gülten Ağrıtmış


Öykü: Kristal Vazo
Yazan: Gülten Ağrıtmış
 
Kristal Vazo


Bir ip sallanır gökyüzünde, ucunun nereye bağlı olduğu bilinmeyen. Bir çocuk vardır ucunda, tutunmuş ipe, kendini savurmaktadır iple…

İpin ucunda sallanıp kayalardan kayalara atlamaktadır. Kayalarda gölgeler vardır, bazılarında az bazılarında çok, gölgeler vardır her kayalıkta…

Bir ara kayalıkların birinde bırakır ipin ucunu ve ipin ucunu bağlar bir taşa; bir daha tutunup ipe gidebilmek için buralardan.

Çocuk bir kayanın üstünden aşağıya bakar. İzler aşağıdakileri.

Kayaların üstünde oyuk evler vardır. Tahtadandır kapıları.

Bu kayalardan birinde bir kapının önünde iki kişi vardır birbirleriyle tartışan ve biri daha vardır onları uzaktan izleyen yanlarına yaklaşamayan. Uzaktaki elindeki boş cam kavanozuyla onların yakınındaki kuyudan su almak ister. Kuyuya kadar yaklaşmak için adımlar atar.

Vurmaktadır tartışan iki kişiden biri diğerinin sürekli göğsüne…

Vurur, vurur, vurur…

Rahat bırak beni artık der,

Vururken, gözlerinden yaşlar akar…

Bu arada diğeri birkaç adım daha atar yaklaşmak ister kuyuya. Bütün amacı kuyudan boş cam kabına su doldurmaktır.

Her sabah su almaya geldiği bu yerde bugün artık dayanamaz kadının haykırışlarına.

Gözleriyle kadına bakar. Kadının süzülen gözyaşlarına… Ona da yaklaşmak ister içten içe.

Gözleriyle onun karşısında duran sinsi sinsi gülüp aldırış etmeden özgürce kımıldamasına engel olmak adına onu kollarından tutmaya devam edene de bakar. Kadının karşısındakinin yanında ve arkasında ordu gibi duran gölgeler görür. Bir kişi değildir kadını tutan ve boş cam kabıyla kuyuya adım adım yaklaşırken hepsini görmektedir gözleri.

Gölgeleriyle sinsi sinsi gülmektedir hepsi kadına tüm gölgelerin yüz ifadeleri zevk içindedir.

Boş cam kavanozu tutan kadına ulaşmak ister, onu kurtarmak…

Kadının ve karşısındakilerin yanına gitmeli midir? Neyle karşı karşıya kalacağını bilememenin tedirginliğiyle tereddüt eder. Bilemez bir süre ne yapacağını, durur olduğu yerde…

Kadın yine haykırır, görebildiği diğerinin yüzüne. Gölgeleri olan kişinin göğsüne göğsüne avuçlarının içleriyle vururken, sımsıkı kavranmış kollarına rağmen, çırpınır, haykırır…

Kadın bu tutsaklıktan kurtulmak istemektedir. Sinsi pis gülüşleriyle kafesleyen kolları üstünden atmak istemektedir.

Ağlar ağlar, haykırır…

Bu arada diğeri cam boş kavanozuyla kuyunun kenarına kadar gelmiştir.

Kuyunun kenarında, büyük kristal bir vazo durmaktadır. Çırpınan kadının, yaşlı annesinden kalan, onun yeni bir başlangıç yapabilmesi için verdiği büyük kristal bir vazodur bu. Aydınlığı, başlangıcı temsil etmektedir bu kristal vazo. Annesi eliyle vermiştir kızına ve kızı nasıl işe yaratacağını bilmediği bu kristal vazoyu kuyunun kenarına koymuştur. Orada yıllardır durmaktadır.

Diğeri kuyunun kenarına gelmiştir. Elinde tuttuğu boş cam kapla, kuyudan su almak için uzanır. Uzanırken kuyunun kenarında duran kristal vazo’ya çarpar. Belki sadece dokunmuştur cam kabı kristal vazoya ama biriken görünmeyen doluluğuyla bu hafif dokunuşa yenik düşer ve cam camın kristalini patlatır temasıyla. Kristal vazo üst kısımdan kırılır ve boş cam kabın içine üst parçasını pıt diye bırakır. Şaşırır kalır bir an. Kadına ait olan kristal vazoyu kırmıştır. Kendimi kırmıştır, nasıl bir kırılmadır bu, zahmetsiz ne kolay! Sağa sola bakınır suçluluk duygusuyla. Bu kadar basit bir temas mı gerekiyordu kırılması için. Kırılması kötümü olmuştu iyi mi… Bilemez.

Kuyunun üzerinde kalan kırık koca kristal vazo bir elinde, kristal vazonun kırılan parçasının düştüğü cam kapta diğer elinde ikisinin yanına doğru daha cesur birkaç adım daha atar... Belki de özür dileyecektir. Oysaki kristal vazo yıllardır kırılmayı beklemektedir.

Kristal vazoyu iyilik kıracaktır ve o kendinin de iyilik olduğunu bilmemektedir…

Çarpmasıyla etraftaki kötülük enerjisine eş kristal vazoda biriken enerji ortaya çıkacak dengenin kurulması sağlanacaktır.

Yaklaşmıştır adımlarıyla bu vesileyle kadına, kadının karşısındaki bedene ve gölgelere.

Ona cam kabı uzatır. Cam kaptaki kristal parçasından ışık yükselmeye başlar…

Hare, hare ışık etrafı sarar.

Çırpınan kadın yayılan ışığın etkisiyle durur, diğeri ve diğer gölgeler onun kollarını bırakır. Umursamaz duruşundan vazgeçer sinsi sinsi gülen güç; kadını bırakır ve geri çekilir. Kadının gözlerinden yaşlar akarken serbest kalan bedeniyle kendine uzatılan ışıklı kristal parçalı cam kabı alır. Yayılan ışığa bakar. Yayılan ışık tüm gövdesine geçer. Işıl ışıldır artık kadın.

Cam kabı kadına verirken diğer elindeki büyük kristal vazonun parçasını orada duran çelikten yapılmış çöp bidonunun içine fırlatırcasına atar. Kırık kristal vazo gümbür gümbür ses çıkarıp bidonun dibine düştüğünde, gök gürler, şimşekler çakar, yağmur yağar, dolu yağar…

O sırada etrafa bir ışık yayılır çöpten.

Yükselir ışık.

Her yer ışık dolar, parça parça yere dökülür tekrar.

Her şeyin ve herkesin üstüne dökülür ışık taneleri…

Tüm kayalıkların üstüne dökülür.

Islak gözleriyle yayılan ve üstlerine dökülen ışığa bakar.

Kadının karşısındaki beden sinsi sinsi gülüşünü de bırakır, düzleşmiş suratıyla arkasını dönüp giderken birden onla beraber birçok gölgede döner ve hepsi beraber uzaklaşarak gider.

Görür ordu gibi tüm bu gölgeleri de ilk defa kadın.  Ne çoktur kendine gölge yapanlar.

Yayılan ışıkla görmektedir tüm gölgeleri ve çirkinlikleri.

Işık tanelerinin altında o ve karanlık gölgeler kadını bırakıp giderken kadının üstünde ışık daha da artar çoğalır.

Bilmez ama kristalden gelen ışıkla, ışık olduğunu.

Sonradan kendini parlatan bu ışığı fark eder ve yanına kadar yaklaşabilen, ona bu kristal vazonun ışığını getiren kişiye bakar.

Öylece bekliyordur yanında.

Giden gölgeler bitene kadar bekler.

Gözyaşları yanaklarından hala süzülürken iple gelen çocuk yanına doğru yaklaşır. Çocuk elinde tuttuğu kristal parçalı ışık yayan cam kabı kadının elinden alır.

Oradan uzaklaşır. İpi bağladığı yerden söker. Bir elinde kristal ışıklı cam kapla ipe tutunup gökyüzünde bir süre kayalardan kayalara atlar sonra uzaklaşır kaybolur, gider.

Kadının yanında durmaktadır.

Kadının öylece kalakalmış ışıklı bedenine bakar. Onun yüzüne gözlerine, sonra biraz daha yaklaşır, biraz daha.

Kadın kendine doğru iyice yaklaşana bakar. Gözlerinden hala gözyaşları süzülmektedir.

Biraz daha yaklaşır. Biraz daha, kollarını açar yavaşça kucaklar kadını, sarılır ona…

Ağlama, ağlama bitti artık, bitti kurtuldun, der.

Düşünme, düşünme der…

Sarılır, sarılır, sarılır.

Sıkı sıkı kucaklar.

Kollarının arasında tutar; onun ışık saçan bedenine sarılır, sımsıkı sarılır.

Kadın gözyaşlarından geriye kalan damlalarını bu kendine sarılan bedene bırakır.

Başını huzurla gömer onun kollarının arasına…

Atlayarak yol alacakları kayaların üstünde ikisi kalmıştır. Uzaktaki kayaların üzerinde bekleyen gölgelerle yeniden baş edebilmek için yeni bir başlangıç başlamıştır.

Gülten Ağrıtmış


5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com

    

Şiir: Bir Şey // Yazan: Gülten Ağrıtmış

Şiir: Bir Şey
Yazan: Gülten Ağrıtmış



Bir Şey
Kimisi için ben bir şeyim.
Kimisi içinse ben bir şeyim.

Gülten Ağrıtmış






İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.<

Öykü: Koridorda Yaşayan İnsan // Yazan: Gülten Ağrıtmış

Öykü: Koridorda Yaşayan İnsan
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Koridorda Yaşayan İnsan
Tren hızla ileriye doğru giderken içinde bir insan tam ters istikamette son vagona gitmek için vagonların koridorunda yürür.
Trenin vagonlarında sağ tarafta ve sol tarafta oturan insanlar vardır.
Tren ilerlerken sağda oturanlar ayağa kalkıp solda kalan boş yerlere geçer.
Solda oturanlar sağda boş kalan yerlere geçer.
Solda ve sağda görüntüler yer değiştirir.
Bazıları da hiç kalkmaz yerinden oturur tren ilerlerken yol boyunca hep solda ya da hep sağda oturur.
Trenin gittiği istikametin ters yönünde vagonların koridorunda yürürken bir sola bakar oturanlara tek, tek bir sağa bakar oturanlara tek tek…
Kendine sağda veya solda oturanlardan selam verenlere buyur sen de otur buraya diyenlere nezaketle ve mahcubiyetle tebessüm edip, teşekkür eder oturmaz.
Son vagona geldiğinde; aradan geçen zamanda karlı dağların arasından geçerken tren son vagonundaki kapıdan dışarıya doğru geriye doğru uzayan daralan raylara bakar.
Bir an vagondan dışarıya atlamak karla kaplı yere tepe taklak yuvarlanmak ister ama atlamaz trenin vagonunda koridorda durur. Karla kaplı doğaya dışarıdaki yaşama bakar. Sadece bakar.
Tren ilerlemeye devam eder.
Tren vagonlarıyla bembeyaz doğanın içinde rayların üstünde kayarcasına yol alır.
Yürür trenin gittiği yöne doğru hiç oturmaz ne sağda ne solda.
Tren duraklarda durur. Kapıları açılır. Bir türlü inemez. Kapıları kapanır. Olduğu vagonda koridorunda yürümeye devam eder yeniden. Duraklarda dursa da oturanlar yer değiştirse de inenler binenler de olsa sağda oturanlar solda, solda oturanlar sağda da otursa ne iner trenden ne oturur; hep yürür koridorda vagondan vagona ileri, bir geri, bir ileri...
Yorulduğunda koridorda yere uzanır, acıktığında koridorda yemeğini yer, uykusu geldiğinde koridorda yerde uyur.
Koridorda kendi yaşam standartlarını oluşturur. Bir süre sonra koridorda çalışmaya para kazanmaya başlar. Koridor onun yaşam alanı olur.
Kendisi hep koridorda durur, yürür, yaşar.
İz düşümler yaşanır trenin duvarlarına konan aynalarda.
İleri giden bir trenin birbirine takılı vagonlarında solda ya da sağda oturmadan koridorda yaşayan insandır o anın içinde.

Gülten Ağrıtmış



İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

Öykü: Pompalı Tüfek // Yazan: Gülten Ağrıtmış




Öykü: Pompalı Tüfek
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Pompalı Tüfek
Yere çökmüş, karanlıkta kalan otların üstünde; pompalı tüfek elinde, boşluğa bakan gözleriyle sıkıştırılmış duvarların arasında oturmaktaydı.
Mekan kendini sıkıştırırken zaman zamanda açılmaktaydı. Raylı sisteme kurulmuş gibiydi duvarlar.
Geriye doğru çekildiğinde dört duvar bir birinden ayrılıp koca bir ovanın ortasında içi güneş alan yeşillikleriyle çayırlar çimenler içinde kalan bir mekandı bu mekan. Sonra tekrar duvarlar harekete geçip ayrı uçlardan gittikçe birbirine yaklaşıp, birleşip kapandığında karanlıkta kalan bir kafese dönüşüyordu kendini de içinde barındıran.
Duvarın kapanışını seyre koyuldu elinde pompalı tüfek çayırların çimenlerin otların üstünde; çökmüş bekliyordu kapanışını duvarların.
Ne zaman kapandı duvarlar üstüne de kondu çatı ve ışık almaz noktaya geldi dönüşen oda şekliyle pompalı tüfeği ağzına dayadı.
‘’Kollarım ağzıma dayadığım pompalı tüfeğin tetiğine basabilmek için rahatça uzadı. Başımı geriye atmış bir süre bekledikten sonra bir hamlede tetiğe bastım. Üstten kafamın tamamı paramparça olmuş sağa sola dağılan etlerim kemiklerim damarlarım kanlarım savrulurken ve ilk buldukları düz zemine löp löp yapışırken en güzeli ölmemiş oluşumdu halen. Başımın üstü dağılmış şekilsiz uçları yanmış et parçalarımla içi fokur fokur sıcak kanla dolarken paramparça olmuş başımı eğip içinde biriken kanları da yere dökerken son derece rahatlamıştım…
Pompalı tüfeğin çıkardığı ses sanki beynimdeki yorgunluklar ve birikmelerle beraber havai fişeğin ışıltısı gibi rahatlatmıştı beni.
Duvarlara sağa sola yapışmış et parçalarımı ve kemik parçalarımı topladım ellerimle…
Kanları sildim bezle yıkadım bezi yine sildim yine yıkadım yine sildim.
Her tarafı temizledim.
Kafamın içinde beyin yoktu artık onu koruyan bir kemik kaplama da yoktu.
Açık tas gibi bir kafam vardı.
Biçimsiz ağzımla sorulacak olan sorulara cevap verecek bir tetikleyici merkez kalmamıştı.
Şimdi beni neresi yönetiyordu. Yüreğim mi?
Yürek düşünür, sorgular sorar mıydı? ’’
Pompalı tüfeği bir başka zamana yine başka bir gün için dolaba koyar kaldırır.
Yorulmuştur yaptığı temizlikten. Yatağa gider uzanır.
Ellerini göğüs kafesinin üstüne koyar.
Açık kalan tas kafasının az kalan kısmının görünen bir miktar ensesini yastığın üstüne yatırır.
Geriye kalan ağzının anlamsız mırıltısı bir süre daha devam ettikten sonra odadaki sessizliğin içinde hareketsiz uzanışına devam eder.

Gülten Ağrıtmış




İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.



 <

Şiir: Kapadokya’m // Yazan: Gülten Ağrıtmış


Şiir: Kapadokya’m
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Kapadokya’m
Kapadokya’m
Bir sığınaktır
Volkanik kayaların oyma işçiliğidir
Mağara evleri yüreğimin mağarasıdır
Türkiye’mde Ürgüp
Ürgüp’te muhteşem Kapadokya’m
Manzarasında
Sen ben o
Doğan
Gün doğumun gün batımın
Kahvaltım öğle ve akşam yemeğim
Peri Bacalarım perilerimle
İpek yolu kelebeklerimle
Eğitimin düşüncenin merkezi sinerjin
Derin vadilerin
Volkanik yumuşak kayaların
Beyin kıvrımlarımda
Kapadokya’m
İkonlaşmış Peri Bacaların
Dünden bugüne inançlarınla
Yüreği yüreğimsin sen
Gençliğimin macerası merakı heyecanı
Orta yaşımın dinlenme yeri
Yaşlılığımın huzurusun sen
Sen vazgeçilemeyen bir kere
Toprağına basılınca
Manzarasına doğasına bakılınca
Yüreklerden çıkamayan
Heykellere resimlere şiirlere
Öykülere filmlere
Yüreklere sığamayansın
Kapadokya’m
Kapadokya’m
Türkiye’m
Ürgüp’üm
Peri bacalarım sen benim
Benim gibi senle büyülenip
Seni sevenlerinsin
Toprağı güzel
Kokusu güzel
Doğası güzel
Beni de sevenimsin
Sen ben nerde olursam olayım
Yüreğimin romantizmi
Aşkımın timsali
Benim de hep sevdiğimsin
Benim gibi senle büyülenip
Seni de ben gibi sevenlerinsin.


Gülten Ağrıtmış



5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.