19 Kasım 2011 Cumartesi

İnsan Hakları Günü 10 Aralık 2011 Vicdan Filmleri Kısa Film Short Film Mesela For Example




2011 Vicdan Filmleri
İnsan Hakları Etkinliği adına bir film
2011 Vicdan Filmlerine kATILIM

Kısa Film Short Film Mesela For Example
Yönetmen Director Gülten Ağrıtmış

vicdanfilmleri.org/?see=jth8q

Filmde ki mesajlar; İnsana verilen haklar vardır mesela kediye rivayete göre 9 can verildiği söylenir. Bazı insanlar düşer kalkar sürekli, yani deneyimler yaşananlar, alınan dersler çan sesiyle vurgulanır. Yaşam başlıyor çan. Yılanlar solucanlar, sonra uyarı çan ve görüp tanık olunan durumlar çıkarımlar, dersler karanlık; ölüm hastalık zorluk ve kırmızı; kan, aşk, vs ve ağlar; bazen hayrı olur ağa takılmanın bazen şerri ve deniz yıldızı güzellik ve deniz su; yaşamın bereketi rahatlığı berraklığı ve çan sesi ve bilgi - info; yani her şeyi araştır bilgi al geri git öne git sor parmaklarla elektronik info makinesini tuşlarken ve çan ve karanlıkta ışık. - bağlantıları kurabilenlerle daha da değerini bulacaktır.

İnsan Hakları Günü 10 Aralık 2011

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.


İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com

23 Ekim 2011 Pazar

Şiir: Yüzümü Çıkardım Yüzümden // Yazan: Gülten Ağrıtmış












Şiir: Yüzümü Çıkardım Yüzümden
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Yüzümü Çıkardım Yüzümden
Yüzümü çıkardım yüzümden,
Seni koklamak için.
Yüzümü çıkardım yüzümden;
Seni koklamak için,
Yaşayan kokunu içime çekmek için,
Yüzümü, ayırdım yüzümden.
Az önce
Sana sarılmış,
Sende gezinmiş,
Seni koklayan yüzümde,
Yüzüme sinen kokunu bulup,
Sen gittikten sonra koklamak için,
Yüzümü, çıkardım yüzümden.
Yüzümün her noktasına,
Kokusu sinen kokunu bulup,
Yaşayan kokunun,
Yüzüme sinen güzelliğini koklamak için,
Seni koklamak için
Yüzümü çıkardım yüzümden.

Gülten Ağrıtmış


İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

20 Eylül 2011 Salı

Öykü: Hala Hırıldıyordu // Yazan: Gülten Ağrıtmış

Öykü: Hala Hırıldıyordu
Yazan: Gülten Ağrıtmış






Hala HırıldıyorduOnu öldürme fikrinden vazgeçemedi!
Öldürmek mi, yoksa fikrinden vazgeçememek mi?
Öldürmek!
Bir elini içinde jöle olan kaba koydu.
Bir eli jöle dolu kabın içinde jöleyi emerken, diğer eli toprak dolu kabın içinde durdu.
Toprak kapta olan elini bir süre sonra topraktan çıkardı. Elindeki parmakları uzamıştı.
Jöleden çıkardığı eliyle uzayan parmaklarını kesti. Parmaklarını keserken kanlar aktı, canı yandı, yüzü gerildi, dişlerini sıktı, bağırdı, boğazı yırtılırcasına bağırdı. Tekrar diğer elini jöleye soktu ve parmaklarını kestiği elini de yine toprağa gömdü. Gözlerini sıktı. Dişlerini sıktı. Bekledi bir süre. Sonra yüzündeki acı ve gerginlik son buldu. İki elini de çıkardı kaplardan. Yıkadı. İki elide son derece güzel ve parmakları yerinde muntazamdı. O gelmeden sofraya güzel bir parmak eti yemeği hazırlamalıydı.
O manda etini sevmiyordu, balık sevmiyordu, dana kıyma sevmiyordu.
Onun için parmaklarını her gün uzatır keser ve kuşbaşılık olarak doğrar her gün farklı lezzette yemek olarak pişirir önüne koyardı. Telefondan arar o gün istediği damak tadını söyler onun istediği lezzete göre hazırlık yapardı.
Kısık ateşte pişerken parmakları; artık onunla eskisi kadar görüşmemesi gerektiğini düşünüyordu hep parmaklarını kesip ona yemek pişirmekten yorulmuştu. Onun ise en sevdiği yemek kendisinin parmaklarını yemekti. Onun eve bir şey alması gerekmezdi kendinden bir şey katması gerekmezdi. Uzaktan komutlar verirdi.  Uzayan parmakları vardı. Toprağı da vardı. Jölesi de vardı.
Bir gün sormuştu? Neden jöle ya da toprak almıyorsun sen de diye?
Kendisi jöle ve toprak alıyordu. Onun da alması gerekir miydi? Kurulu bir düzene gelmişti o da. Yıllardır toprak ve jöle alan biri değil miydi? Devam edebilirdi almaya.
O da parmak eti yemeği seviyordu. Yediği zaten sadece parmaktı. Kimler kimler neler yemişti ondan.
Parça parça büyük etler kesmiş koymuştu onların önüne.
Toprağı da jöleyi de her gün yenilemesi gerekiyordu. Hiç ete temas etmemiş toprak ve jöle olmalıydı.
Her gün kendi başına uğraşıyordu.
Bir ilişkinin içinde olmak nasıl bir şeydi?
Bir sebepleri, bir bahaneleri vardı hep onlara ihtiyacı olduğu sürece. Kim girerse girsin hayatına bedenindeki bir yerinin tadını seviyorlardı. Kimileri bütün bedeninden onlara hazırlayacak gücü olmasa ya da vazgeçtiğinde hazırlamaktan ya da hazırlamak istemese bile, yine de koparıp yemişlerdi etinden.

Onların kendi hayatında bir sebepten ‘’var olmaları’’ yeterdi.
Ne vücut dönerleri yaptı ondan önceki, önceki ve öncekilere. Yediler tüm bedeninden vücut etinden yemeklerini, yemeklerin çeşitlerini.
Önceki, önceki ve önceki!
Onlara sorduğunda herkesin kendine göre kendilerinden de verdikleri bir şey vardı.
‘’Vardı ‘’evet.
!
Önceki, önceki ve önceki!
!

Koca bir küvete jöle döktü.
Önceki, önceki, öncekiler de evine doluşmuştu.
Hepsi ayrı odalarda bekleşiyordu.
Akşam kendine geldiğinde her birini küvete girmesi için ikna etti.
Her birinin kesti dillerini, ellerini, parmaklarını, onlara ait ne varsa bedenlerinden kesti.
Kemiklerinin üstünde kalan etlerini sıyırdı iyice.
Onlara ait ne varsa jölenin içine kattı.
Bir süre sonra jölenin içinde kayboldu her biri.
Suyu açtı. Su jöleye karıştı.
Jöle küvetin deliğinden aktı gitti.

Tekrar küveti jöle ile doldurdu.
Sonra küvete kendi girdi.
Kesmeye başladı kendini. Kesmeye.
Duyduğu tüm acılara rağmen bu sefer kendini ölene dek kesmekten durmadı.
Denemeyecekti artık.
Hayatında başka birisi olmayacaktı artık.
Kendini kesmeye devam etti.
Kendi kemiğindeki parçaları koparıp, kemiğini görene kadar etinden kesti.
Görünen kemiğinden kalan etleri de sıyırdı.
Kesti, kesti, kendini kesti.
İstemiyordu artık istemiyordu. Kesti, kesti, kesti...
Dilini kesti, kulaklarını, burnunu sonra ucunu gözlerine batırdı hızla.
Her birinin bağırdığı kadar bağıramadı bile.
Her birini kestiği bıçakla jölenin içinde kendini kesmeye devam etti.
Sonra ağzını açtı sert bir hamle ile ağzından içeriye batırdı bıçağı.
Yanakları, ağzı kesik yırtık, bıçak saplı kaldı boğazında, hala hırıldıyordu.
Hala hırıldıyordu.
Hala hırıldıyordu.
Fokur fokur kan çıkarken hala hırıldıyordu.

Gülten Ağrıtmış






İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Öykü: Kristal Vazo // Yazan: Gülten Ağrıtmış


Öykü: Kristal Vazo
Yazan: Gülten Ağrıtmış
 
Kristal Vazo


Bir ip sallanır gökyüzünde, ucunun nereye bağlı olduğu bilinmeyen. Bir çocuk vardır ucunda, tutunmuş ipe, kendini savurmaktadır iple…

İpin ucunda sallanıp kayalardan kayalara atlamaktadır. Kayalarda gölgeler vardır, bazılarında az bazılarında çok, gölgeler vardır her kayalıkta…

Bir ara kayalıkların birinde bırakır ipin ucunu ve ipin ucunu bağlar bir taşa; bir daha tutunup ipe gidebilmek için buralardan.

Çocuk bir kayanın üstünden aşağıya bakar. İzler aşağıdakileri.

Kayaların üstünde oyuk evler vardır. Tahtadandır kapıları.

Bu kayalardan birinde bir kapının önünde iki kişi vardır birbirleriyle tartışan ve biri daha vardır onları uzaktan izleyen yanlarına yaklaşamayan. Uzaktaki elindeki boş cam kavanozuyla onların yakınındaki kuyudan su almak ister. Kuyuya kadar yaklaşmak için adımlar atar.

Vurmaktadır tartışan iki kişiden biri diğerinin sürekli göğsüne…

Vurur, vurur, vurur…

Rahat bırak beni artık der,

Vururken, gözlerinden yaşlar akar…

Bu arada diğeri birkaç adım daha atar yaklaşmak ister kuyuya. Bütün amacı kuyudan boş cam kabına su doldurmaktır.

Her sabah su almaya geldiği bu yerde bugün artık dayanamaz kadının haykırışlarına.

Gözleriyle kadına bakar. Kadının süzülen gözyaşlarına… Ona da yaklaşmak ister içten içe.

Gözleriyle onun karşısında duran sinsi sinsi gülüp aldırış etmeden özgürce kımıldamasına engel olmak adına onu kollarından tutmaya devam edene de bakar. Kadının karşısındakinin yanında ve arkasında ordu gibi duran gölgeler görür. Bir kişi değildir kadını tutan ve boş cam kabıyla kuyuya adım adım yaklaşırken hepsini görmektedir gözleri.

Gölgeleriyle sinsi sinsi gülmektedir hepsi kadına tüm gölgelerin yüz ifadeleri zevk içindedir.

Boş cam kavanozu tutan kadına ulaşmak ister, onu kurtarmak…

Kadının ve karşısındakilerin yanına gitmeli midir? Neyle karşı karşıya kalacağını bilememenin tedirginliğiyle tereddüt eder. Bilemez bir süre ne yapacağını, durur olduğu yerde…

Kadın yine haykırır, görebildiği diğerinin yüzüne. Gölgeleri olan kişinin göğsüne göğsüne avuçlarının içleriyle vururken, sımsıkı kavranmış kollarına rağmen, çırpınır, haykırır…

Kadın bu tutsaklıktan kurtulmak istemektedir. Sinsi pis gülüşleriyle kafesleyen kolları üstünden atmak istemektedir.

Ağlar ağlar, haykırır…

Bu arada diğeri cam boş kavanozuyla kuyunun kenarına kadar gelmiştir.

Kuyunun kenarında, büyük kristal bir vazo durmaktadır. Çırpınan kadının, yaşlı annesinden kalan, onun yeni bir başlangıç yapabilmesi için verdiği büyük kristal bir vazodur bu. Aydınlığı, başlangıcı temsil etmektedir bu kristal vazo. Annesi eliyle vermiştir kızına ve kızı nasıl işe yaratacağını bilmediği bu kristal vazoyu kuyunun kenarına koymuştur. Orada yıllardır durmaktadır.

Diğeri kuyunun kenarına gelmiştir. Elinde tuttuğu boş cam kapla, kuyudan su almak için uzanır. Uzanırken kuyunun kenarında duran kristal vazo’ya çarpar. Belki sadece dokunmuştur cam kabı kristal vazoya ama biriken görünmeyen doluluğuyla bu hafif dokunuşa yenik düşer ve cam camın kristalini patlatır temasıyla. Kristal vazo üst kısımdan kırılır ve boş cam kabın içine üst parçasını pıt diye bırakır. Şaşırır kalır bir an. Kadına ait olan kristal vazoyu kırmıştır. Kendimi kırmıştır, nasıl bir kırılmadır bu, zahmetsiz ne kolay! Sağa sola bakınır suçluluk duygusuyla. Bu kadar basit bir temas mı gerekiyordu kırılması için. Kırılması kötümü olmuştu iyi mi… Bilemez.

Kuyunun üzerinde kalan kırık koca kristal vazo bir elinde, kristal vazonun kırılan parçasının düştüğü cam kapta diğer elinde ikisinin yanına doğru daha cesur birkaç adım daha atar... Belki de özür dileyecektir. Oysaki kristal vazo yıllardır kırılmayı beklemektedir.

Kristal vazoyu iyilik kıracaktır ve o kendinin de iyilik olduğunu bilmemektedir…

Çarpmasıyla etraftaki kötülük enerjisine eş kristal vazoda biriken enerji ortaya çıkacak dengenin kurulması sağlanacaktır.

Yaklaşmıştır adımlarıyla bu vesileyle kadına, kadının karşısındaki bedene ve gölgelere.

Ona cam kabı uzatır. Cam kaptaki kristal parçasından ışık yükselmeye başlar…

Hare, hare ışık etrafı sarar.

Çırpınan kadın yayılan ışığın etkisiyle durur, diğeri ve diğer gölgeler onun kollarını bırakır. Umursamaz duruşundan vazgeçer sinsi sinsi gülen güç; kadını bırakır ve geri çekilir. Kadının gözlerinden yaşlar akarken serbest kalan bedeniyle kendine uzatılan ışıklı kristal parçalı cam kabı alır. Yayılan ışığa bakar. Yayılan ışık tüm gövdesine geçer. Işıl ışıldır artık kadın.

Cam kabı kadına verirken diğer elindeki büyük kristal vazonun parçasını orada duran çelikten yapılmış çöp bidonunun içine fırlatırcasına atar. Kırık kristal vazo gümbür gümbür ses çıkarıp bidonun dibine düştüğünde, gök gürler, şimşekler çakar, yağmur yağar, dolu yağar…

O sırada etrafa bir ışık yayılır çöpten.

Yükselir ışık.

Her yer ışık dolar, parça parça yere dökülür tekrar.

Her şeyin ve herkesin üstüne dökülür ışık taneleri…

Tüm kayalıkların üstüne dökülür.

Islak gözleriyle yayılan ve üstlerine dökülen ışığa bakar.

Kadının karşısındaki beden sinsi sinsi gülüşünü de bırakır, düzleşmiş suratıyla arkasını dönüp giderken birden onla beraber birçok gölgede döner ve hepsi beraber uzaklaşarak gider.

Görür ordu gibi tüm bu gölgeleri de ilk defa kadın.  Ne çoktur kendine gölge yapanlar.

Yayılan ışıkla görmektedir tüm gölgeleri ve çirkinlikleri.

Işık tanelerinin altında o ve karanlık gölgeler kadını bırakıp giderken kadının üstünde ışık daha da artar çoğalır.

Bilmez ama kristalden gelen ışıkla, ışık olduğunu.

Sonradan kendini parlatan bu ışığı fark eder ve yanına kadar yaklaşabilen, ona bu kristal vazonun ışığını getiren kişiye bakar.

Öylece bekliyordur yanında.

Giden gölgeler bitene kadar bekler.

Gözyaşları yanaklarından hala süzülürken iple gelen çocuk yanına doğru yaklaşır. Çocuk elinde tuttuğu kristal parçalı ışık yayan cam kabı kadının elinden alır.

Oradan uzaklaşır. İpi bağladığı yerden söker. Bir elinde kristal ışıklı cam kapla ipe tutunup gökyüzünde bir süre kayalardan kayalara atlar sonra uzaklaşır kaybolur, gider.

Kadının yanında durmaktadır.

Kadının öylece kalakalmış ışıklı bedenine bakar. Onun yüzüne gözlerine, sonra biraz daha yaklaşır, biraz daha.

Kadın kendine doğru iyice yaklaşana bakar. Gözlerinden hala gözyaşları süzülmektedir.

Biraz daha yaklaşır. Biraz daha, kollarını açar yavaşça kucaklar kadını, sarılır ona…

Ağlama, ağlama bitti artık, bitti kurtuldun, der.

Düşünme, düşünme der…

Sarılır, sarılır, sarılır.

Sıkı sıkı kucaklar.

Kollarının arasında tutar; onun ışık saçan bedenine sarılır, sımsıkı sarılır.

Kadın gözyaşlarından geriye kalan damlalarını bu kendine sarılan bedene bırakır.

Başını huzurla gömer onun kollarının arasına…

Atlayarak yol alacakları kayaların üstünde ikisi kalmıştır. Uzaktaki kayaların üzerinde bekleyen gölgelerle yeniden baş edebilmek için yeni bir başlangıç başlamıştır.

Gülten Ağrıtmış


5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com

    

Şiir: Bir Şey // Yazan: Gülten Ağrıtmış

Şiir: Bir Şey
Yazan: Gülten Ağrıtmış



Bir Şey
Kimisi için ben bir şeyim.
Kimisi içinse ben bir şeyim.

Gülten Ağrıtmış






İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.<

Öykü: Koridorda Yaşayan İnsan // Yazan: Gülten Ağrıtmış

Öykü: Koridorda Yaşayan İnsan
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Koridorda Yaşayan İnsan
Tren hızla ileriye doğru giderken içinde bir insan tam ters istikamette son vagona gitmek için vagonların koridorunda yürür.
Trenin vagonlarında sağ tarafta ve sol tarafta oturan insanlar vardır.
Tren ilerlerken sağda oturanlar ayağa kalkıp solda kalan boş yerlere geçer.
Solda oturanlar sağda boş kalan yerlere geçer.
Solda ve sağda görüntüler yer değiştirir.
Bazıları da hiç kalkmaz yerinden oturur tren ilerlerken yol boyunca hep solda ya da hep sağda oturur.
Trenin gittiği istikametin ters yönünde vagonların koridorunda yürürken bir sola bakar oturanlara tek, tek bir sağa bakar oturanlara tek tek…
Kendine sağda veya solda oturanlardan selam verenlere buyur sen de otur buraya diyenlere nezaketle ve mahcubiyetle tebessüm edip, teşekkür eder oturmaz.
Son vagona geldiğinde; aradan geçen zamanda karlı dağların arasından geçerken tren son vagonundaki kapıdan dışarıya doğru geriye doğru uzayan daralan raylara bakar.
Bir an vagondan dışarıya atlamak karla kaplı yere tepe taklak yuvarlanmak ister ama atlamaz trenin vagonunda koridorda durur. Karla kaplı doğaya dışarıdaki yaşama bakar. Sadece bakar.
Tren ilerlemeye devam eder.
Tren vagonlarıyla bembeyaz doğanın içinde rayların üstünde kayarcasına yol alır.
Yürür trenin gittiği yöne doğru hiç oturmaz ne sağda ne solda.
Tren duraklarda durur. Kapıları açılır. Bir türlü inemez. Kapıları kapanır. Olduğu vagonda koridorunda yürümeye devam eder yeniden. Duraklarda dursa da oturanlar yer değiştirse de inenler binenler de olsa sağda oturanlar solda, solda oturanlar sağda da otursa ne iner trenden ne oturur; hep yürür koridorda vagondan vagona ileri, bir geri, bir ileri...
Yorulduğunda koridorda yere uzanır, acıktığında koridorda yemeğini yer, uykusu geldiğinde koridorda yerde uyur.
Koridorda kendi yaşam standartlarını oluşturur. Bir süre sonra koridorda çalışmaya para kazanmaya başlar. Koridor onun yaşam alanı olur.
Kendisi hep koridorda durur, yürür, yaşar.
İz düşümler yaşanır trenin duvarlarına konan aynalarda.
İleri giden bir trenin birbirine takılı vagonlarında solda ya da sağda oturmadan koridorda yaşayan insandır o anın içinde.

Gülten Ağrıtmış



İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

Öykü: Pompalı Tüfek // Yazan: Gülten Ağrıtmış




Öykü: Pompalı Tüfek
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Pompalı Tüfek
Yere çökmüş, karanlıkta kalan otların üstünde; pompalı tüfek elinde, boşluğa bakan gözleriyle sıkıştırılmış duvarların arasında oturmaktaydı.
Mekan kendini sıkıştırırken zaman zamanda açılmaktaydı. Raylı sisteme kurulmuş gibiydi duvarlar.
Geriye doğru çekildiğinde dört duvar bir birinden ayrılıp koca bir ovanın ortasında içi güneş alan yeşillikleriyle çayırlar çimenler içinde kalan bir mekandı bu mekan. Sonra tekrar duvarlar harekete geçip ayrı uçlardan gittikçe birbirine yaklaşıp, birleşip kapandığında karanlıkta kalan bir kafese dönüşüyordu kendini de içinde barındıran.
Duvarın kapanışını seyre koyuldu elinde pompalı tüfek çayırların çimenlerin otların üstünde; çökmüş bekliyordu kapanışını duvarların.
Ne zaman kapandı duvarlar üstüne de kondu çatı ve ışık almaz noktaya geldi dönüşen oda şekliyle pompalı tüfeği ağzına dayadı.
‘’Kollarım ağzıma dayadığım pompalı tüfeğin tetiğine basabilmek için rahatça uzadı. Başımı geriye atmış bir süre bekledikten sonra bir hamlede tetiğe bastım. Üstten kafamın tamamı paramparça olmuş sağa sola dağılan etlerim kemiklerim damarlarım kanlarım savrulurken ve ilk buldukları düz zemine löp löp yapışırken en güzeli ölmemiş oluşumdu halen. Başımın üstü dağılmış şekilsiz uçları yanmış et parçalarımla içi fokur fokur sıcak kanla dolarken paramparça olmuş başımı eğip içinde biriken kanları da yere dökerken son derece rahatlamıştım…
Pompalı tüfeğin çıkardığı ses sanki beynimdeki yorgunluklar ve birikmelerle beraber havai fişeğin ışıltısı gibi rahatlatmıştı beni.
Duvarlara sağa sola yapışmış et parçalarımı ve kemik parçalarımı topladım ellerimle…
Kanları sildim bezle yıkadım bezi yine sildim yine yıkadım yine sildim.
Her tarafı temizledim.
Kafamın içinde beyin yoktu artık onu koruyan bir kemik kaplama da yoktu.
Açık tas gibi bir kafam vardı.
Biçimsiz ağzımla sorulacak olan sorulara cevap verecek bir tetikleyici merkez kalmamıştı.
Şimdi beni neresi yönetiyordu. Yüreğim mi?
Yürek düşünür, sorgular sorar mıydı? ’’
Pompalı tüfeği bir başka zamana yine başka bir gün için dolaba koyar kaldırır.
Yorulmuştur yaptığı temizlikten. Yatağa gider uzanır.
Ellerini göğüs kafesinin üstüne koyar.
Açık kalan tas kafasının az kalan kısmının görünen bir miktar ensesini yastığın üstüne yatırır.
Geriye kalan ağzının anlamsız mırıltısı bir süre daha devam ettikten sonra odadaki sessizliğin içinde hareketsiz uzanışına devam eder.

Gülten Ağrıtmış




İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.



 <

Şiir: Kapadokya’m // Yazan: Gülten Ağrıtmış


Şiir: Kapadokya’m
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Kapadokya’m
Kapadokya’m
Bir sığınaktır
Volkanik kayaların oyma işçiliğidir
Mağara evleri yüreğimin mağarasıdır
Türkiye’mde Ürgüp
Ürgüp’te muhteşem Kapadokya’m
Manzarasında
Sen ben o
Doğan
Gün doğumun gün batımın
Kahvaltım öğle ve akşam yemeğim
Peri Bacalarım perilerimle
İpek yolu kelebeklerimle
Eğitimin düşüncenin merkezi sinerjin
Derin vadilerin
Volkanik yumuşak kayaların
Beyin kıvrımlarımda
Kapadokya’m
İkonlaşmış Peri Bacaların
Dünden bugüne inançlarınla
Yüreği yüreğimsin sen
Gençliğimin macerası merakı heyecanı
Orta yaşımın dinlenme yeri
Yaşlılığımın huzurusun sen
Sen vazgeçilemeyen bir kere
Toprağına basılınca
Manzarasına doğasına bakılınca
Yüreklerden çıkamayan
Heykellere resimlere şiirlere
Öykülere filmlere
Yüreklere sığamayansın
Kapadokya’m
Kapadokya’m
Türkiye’m
Ürgüp’üm
Peri bacalarım sen benim
Benim gibi senle büyülenip
Seni sevenlerinsin
Toprağı güzel
Kokusu güzel
Doğası güzel
Beni de sevenimsin
Sen ben nerde olursam olayım
Yüreğimin romantizmi
Aşkımın timsali
Benim de hep sevdiğimsin
Benim gibi senle büyülenip
Seni de ben gibi sevenlerinsin.


Gülten Ağrıtmış



5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Öykü: Bembeyaz Büyük Kanatları Olan Peri // Yazan: Gülten Ağrıtmış


Öykü: Bembeyaz Büyük Kanatları Olan Peri
Yazan: Gülten Ağrıtmış


Bembeyaz Büyük Kanatları Olan PeriBir sarmaşık misali; her gün birileri kesti sağından solundan onu az, az. Uzayan dalından uzanmak isterken yarına aynı kaldı boyu hatta daha da kısaldı kesile kesile. Verdi hep, izin verdi almalarına, vermeyi olması gereken sandı. Her isteyene dalından, yaprağından, suyundan, toprağından verdi.
Bir gün kısacık kaldı.  Küçüldü, azaldı devam edecek gücü kalmadı.
Vazgeçmişken tekrar büyümek için dünyasına bir Peri geldi.
Koca büyük kanatları vardı uçmak için, her şeyi ona geride bıraktırıp onu da uçurmak için.
Büyük kocaman beyaz kanatları; bembeyaz tüylerle kaplıydı.
Bembeyaz kanatları olan bu perinin, güzel bir kalbi, bembeyaz teni, upuzun saçları, kocaman renkli gözleri, ince uzun elleri, zarif parmakları vardı.
Peri onun yanındaydı.
Onun sırtından da iki kanat çıksın diye elleriyle dokundu sırtına okşadı sırtını. Onu her gün görmeye geldi her gün okşadı sırtını.
Ucu gözüktü bir gün kanatlarının, perinin her gün dokunmasıyla.
Kanatları olacaktı onunda bembeyaz koskocaman, güçlü kanatları olan perisi gibi.
Saçlarını da uzatacaktı onun gibi.
El ele periyle uçabilmek için perinin kendine getirdiği peri tozlarını biriktirdi kavanozlarında.
Bembeyaz peri her gün gelip onu öpüp giderdi.
Akşam yine uğrayıp üstünü örtüp başında uyumasını beklerdi.
Azalmış gücünü, vermekten tükenmiş içini doldurmaya çalışırdı.
Olması gerekeni ve olmaması gerekeni anlatırdı ona.
Onu arayıp sorup iyi mi kötü mü bir şeye ihtiyacı var mı öğrenirdi.
Akıl danıştı bazen bembeyaz periye; tekrar doğarken bir daha azalmamak tükenmemek için.
Çok kendinden verircesine anlatırsa kendini, birine çok değer verirse, birini çok överse, o kişiye gereğinden çok değer verirse uyarırdı peri onu.
Yapma derdi hep. Yine yapma sakın bu hataları. Dur, dur derdi.
Durdururdu o da kendini. Dinlerdi periyi. Periyi dinlerdi. Peri ona çok iyi davranırdı.
Çok severse, çok verirse hep dur derdi Peri. ‘Dur’.
Çok yemek yerse, çok dans ederse, çok gezerse, çok eşyası olursa, çok para harcarsa, peri yine ‘’Dur’’ derdi ‘’Dur’’. Ben yokken abartma  ‘’Dur, dur’’. Ben olmasam da hep ‘’Dur’’. Aslında hep istediği bunlardı az, az, az olması ve sanki yüreğinden geçeni söylüyordu Peri.
Olması gerekeni yapamıyor olup, şimdi yapıyor olmanın rahatlığını duyumsuyordu içinde.
‘’Durdur kendini’’ derdi.
Kendisi hep çok, çok, çok yapmak isterdi her şeyi.
Çok sevmek çok sevilmekte isterdi.
Çok, çok, çok kelimesiyle doğmuştu.
Ne başına gelirse de iyisi de kötüsü de çok, çok, çok gelirdi.
Peri onun yanında kaldığı sürece hep onu dengeledi.
Peri onunla ilgilendi.
Her yanına geldiğinde farklı farklı durumlara göre olması gerekeni ona anlattı.
Periyi hep dinledi. O periydi. Bembeyaz büyük kanatları olan bembeyaz teni olan kocaman gözleri upuzun saçları ince uzun elleri zarif parmakları olan bir periydi. Kalbi çok ama çok iyiydi.
Bembeyaz Peri başkalarına da yetişmesi gerekiyordu. Başkalarının da ona ihtiyacı vardı. Kendi işleri de vardı. Ona ayırdığı büyük vakitler gittikçe küçülmeye başladı. Onun büyüdüğünü gördükçe Peri rahatlayıp diğer şeylere de odaklanmaya başladı.
Daha az zaman ayırdı ona. Arada sırada öğretilerini yerine getiriyor mu diye yanına gider gelir oldu.
Peri onu çok sevse de; çok, çok, çok veremez oldu ilgisini ona.
Büyüdü artık diyordu Peri içinden. Büyüdü.
Periyi özlese de onun ilk günden bugüne söylediği az, az, az ver öğretilerini yerine getiriyordu. Dengeyi buluyordu yaşamı. Toparlanıyordu. Büyüyordu içi, yüreği yeniden. Peri onu yeniden doğmasını sağlamıştı.
Peri bir gün hiç gelmedi.
Gözlerinden yaşlar aktı.
Bekledi Periyi.
Perinin koşuşturmaktan kafası bir beyaz duman oldu. Yetişemedi ona ama biliyordu ki büyümüştü.
O uyurken bir gün geldi öptü. Hep dur dedi unutma dedi ‘’Dur’’ kulağına eğilip fısıldadı.
Sonra uçtu gökyüzüne kocaman büyük kanatlarıyla özgürce yukarıya doğru yükseldi.
Peri dağlarına doğru uçarken dönüp durdu gökyüzünde kocaman bembeyaz kanatları bembeyaz görüntüsüyle iri güzel gözleriyle ona bakıp uzaktan o ince uzun elleri zarif parmaklarıyla el salladı. Gözlerinden akan gözyaşları gökyüzünden aşağıya doğru süzülürken dağlara doğru dönüp uçmaya devam etti.
Camda bekledi hep yine gelsin Peri diye.
Bekledi bazen ağlayıp. Onun öğretilerini yerine getirdi hep.
Uzaktaki peri dağlarının tepesinden çıkan beyaz dumanlara baktı.
Kim bilir peri belki artık beyaz bir duman olmuştu.
Kanatları büyüyordu.
Tüyleri uzuyordu.
O dağa gitmek istiyordu. Peri dağına.
Perisinin bir beyaz duman olduğunu sandığı dağa uçacaktı kanatları kocaman olduğunda.
Perisini orada bulup tekrar ona merhaba, ben tekrar bebe olsam beni tekrar büyütsen demek istiyordu.
Belki de büyüdüğü için Peri onu bırakmıştı. Öyle sanıyordu.
Belki büyümese de Perinin kafası bir beyaz duman olduğunda bir gün gidecekti.
O az, az, az vermeye devam etti.
Yine her gece Perisini hayal edip uyudu uyandı onun güzel beyaz ışıklı yüzünü, güzel gözlerini bembeyaz tüylerini güçlü büyük kanatlarını hatırladı.
Onun gücünü güçlü duruşunu onun büyük koskocaman kanatlarını görkemli güzelliğini, onun özgürlüğünü dengesini kontrollü verişlerini hatırladı.
Onu özledi ama onun gibi güçlü olmak için büyümeye devam etti. Çok, çok, çok vermeden,
çok, çok, çok yapmadan hiçbir şeyi…
Perisi sayesinde yeniden yaşamın içindeydi.
Her gece o peri dağına baktı.
Beyaz dumanlı dağa ve ona yatmadan önce pencereden hep el salladı.

Gülten Ağrıtmış






İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir

Şiir Gezmek Seni Adımlarımla Şehrim Olan Bursa Yazan Gülten Ağrıtmış

Şiir Gezmek Seni Adımlarımla Şehrim Olan Bursa
Yazan Gülten Ağrıtmış


Gezmek Seni Adımlarımla Şehrim Olan Bursa
Şehrim Bursa başlasam sana dünden bugüne
Bitmez anıların, tarihin, gelmişin, geçmişin
Dokundurur ancak ucundan satırlarım
Sayfalar tutar aslında şanın şöhretin.
Uludağ; Gürgen ağaçlarının üstünden geçerken gökyüzünde
Asılı bir kutu akarken demir ipliklerde sen aşağıda bir gizemsin
Yemyeşil görüntüne mevsiminde beyaz örtüsünü seren doğa
Üstünde her renkten insan
Dostluk ve barış içinde kavgalardan uzak
Kayar üstünde insanlarım, uyur evlerinde, otellerinde.
Gölyazı; antik kentler, antik yollar
Tarihinde yürümek senin
Mudanya; Marmara denizine bakan sahilleri,
İmzalanmış anlaşmalar, yaşanmış olaylar
Heyecanlar barındıran, kendine meraktır Mudanya.
İznik; İznik Gölü,
İznik çinisi, zeytinin, zeytinyağın, üzümün, günbatımın
Kiliselerin, camilerin barındırmışsın içinde hepsini.
Cumalıkızık; eteklerin ve vadilerin arasında
Moloz taş, ağaç ve kerpiçten yapılan
Çizgisi farklı, mimarisi farklı sokaklarında yürürken
Cumbalı pencerelerinden bakan o güzel gözler
Kapıların tokmaklarını ve kulplarını çeviren o eller
Taş döşeli, kaldırımsız çok dar sokakların
Sarı, mavi, mor, beyaz renklerde masal evlerin
Cevizin, narenciyen, artık bir efsane olan kestanen
Şehrim Bursa; mozaiklerin bahçesi
İbadethanelerin, İbadetlerin
Camilerin, kiliselerin
Sıcak suyun, kaplıcaların
Karmaşanın olmadığı caddelerin
Açık havada kemanın tınısında yenen yemeklerin,
Özgürlüğün, barışın,
Huzurun, dinginliğin
Anıların, aşkların,
Şehri Bursa.
Gülten Ağrıtmış








İletişim Adresi: sidarta041606@gmail.com

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır/81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir.

22 Mayıs 2011 Pazar

2011 Uluslararası Engelsiz Film Festivali // 21–27 Mayıs 2011 / Kısa Film: Engele Engel – Additional Obstacle to Obstacle - Yönetmen: Gülten Ağrıtmış




Okurlarıyla //

2011 Uluslararası Engelsiz Film Festivali // 21 – 27 Mayıs 2011

Kısa Film – Short Film: Engele Engel – Additional Obstacle to Obstacle
Yönetmen - Director: Gülten Ağrıtmış
Yazan ve Yöneten – Written and Directed by: Gülten Ağrıtmış


Filmi İzlemek için;     http://www.youtube.com/watch?v=Hz1Dgdck-XY


Bilgi için;    http://kisaiyidir.net/uluslararasi-engelsiz-film-festivali-basliyor/




...



Uluslararası Engelsiz Film Festivali Başlıyor

Kısa İyidir‘in de destek verdiği bu sene ilki düzenlenen Uluslararası Engelsiz Film Festivali 21 Mayıs 2011 tarihinde başlıyor. 27 Mayıs 2011 tarihine kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Haldun Dormen Sahnesi, Pera Müzesi ve Levent Kültür Merkezi’nde yerli yabancı pek çok filmin yer alacağı festivali kaçırmayın.

Festivaldeki filmlere davetiye kazanmak ise çok kolay. Yapmanız gereken tek şey aşağıdaki festival programından gitmek istediğiniz seansı seçip bize (info@kisaiyidir.net) mail atmak.

Uluslararası Engelsiz Film Festivali; engellilik, iş göremezlik konularında kısa ve uzun metrajlı filmlerle farkındalık yaratmak ve toplumda bu bilincin güçlenerek yayılmasını sağlamak amacıyla ülkemizde ilk defa 21-27 Mayıs 2011 tarihlerinde Mind the AD firması tarafından gerçekleştiriliyor.

Bir hafta boyunca diğer ülkelerin de katılımıyla sürecek olan festival; ulusal kısa film yarışmaları, yarışma dışı gösterimler, uluslararası gösterimler, açık oturumlar, söyleşiler, sergiler ve çeşitli kültür-sanat etkinliklerinden oluşuyor.

Festivalin programını yazının devamında bulabileceğiniz gibi ayrıntılı bilgi için festivalin internet sayfasından , facebook ve twitter sayfalarını, iletişim içinse emaillerini kullanabilirsiniz.



PROGRAM

TARIK ZAFER TUNAYA KÜLTÜR MERKEZİ

23 Mayıs 2011

14:00

The Unknown, We Care Film Fest, 5:00

Hidden Talents, We Care Film Fest, 5:00

Girl Stars, We Care Film Fest, 5:00

Sparsh, We Care Film Fest, 3:00

You Want to Make A Film, We Care Film Fest, 25:00



15:00

1 Çizgi 1 Nota, Irmak Sueri, 5:11

Bisiklet, Hazal Erdoğan 4:45

Engele Engel, Gülten Ağrıtmış, 2:00

Hazan, Serpil Beylik, 16:02

Engellenmiştir, Orçun Baş, 10:00

Papillon, Cansel Elçin, 5:11

Beni Koşulsuzca Sevin, Tohum Otizm Vakfı, 4:12



16:00

White Balace, We Care Film Fest, 40:00



24 Mayıs 2011

14:00

Bilal, We Care Film Fest, 51:00



15:00

Engel Sizsiniz, Irmak Sueri, 2:45

Hangimiz Engelli?, Yılmaz Kıvanç, 8:40

İhtimalsiz Olasılıklar, Atakan Yapıcı, 11:45

İlk Bakış, Hevidar Bakır-M.Tayfur Aydın, 5:58

Mahrum, Erdem İşler, 3:40

Saksı, Sude Buz, 15:39



16:00

Sen Olmak, M.Tayfur Aydın, 8:52

Ve Ben, Serpil Beylik, 2:14

100 Metre Engelli, Okan Gökalp, 1:00

Çarpışma, Umut Aral, 17:00

Basket Bronx, We Care Film Fest, 10:00

Sashkam Lok, We Care Film Fest, 5:00

Virtue, We Care Film Fest, 3:00

Advitya, We Care Film Fest, 5:00



25 Mayıs 2011

14:00

The Unknown, We Care Film Fest, 5:00

Hidden Talents, We Care Film Fest, 5:00

Girl Stars, We Care Film Fest, 5:00

Sparsh, We Care Film Fest, 3:00

You Want to Make A Film, We Care Film Fest, 25:00



15:00

1 Çizgi 1 Nota, Irmak Sueri, 5:11

Bisiklet, Hazal Erdoğan 4:45

Engele Engel, Gülten Ağrıtmış, 2:00

Hazan, Serpil Beylik, 16:02

Engellenmiştir, Orçun Baş, 10:00

Papillon, Cansel Elçin, 5:11

Beni Koşulsuzca Sevin, Tohum Otizm Vakfı, 4:12



16:00

White Balace, We Care Film Fest, 40:00



26 Mayıs 2011

14:00

Bilal, We Care Film Fest, 51:00



15:00

Engel Sizsiniz, Irmak Sueri, 2:45

Hangimiz Engelli?, Yılmaz Kıvanç, 8:40

İhtimalsiz Olasılıklar, Atakan Yapıcı, 11:45

İlk Bakış, Hevidar Bakır-M.Tayfur Aydın, 5:58

Mahrum, Erdem İşler, 3:40

Saksı, Sude Buz, 15:39



16:00

Sen Olmak, M.Tayfur Aydın, 8:52

Ve Ben, Serpil Beylik, 2:14

100 Metre Engelli, Okan Gökalp, 1:00

Çarpışma, Umut Aral, 17:00

Basket Bronx, 10:00

Sashkam Lok, 5:00

Virtue, 3:00

Advitya, 5:00



HALDUN DORMEN SAHNESİ

Görme ve işitme engelliler için, sesli betimleme ve altyazı seçeneği vardır.

23 Mayıs 2011

11:00 Başka Dilde Aşk

13:00 Bornova Bornova

15:00 11’e 10 Kala*

17:00 Çakallarla Dans*

24 Mayıs 2011

11:00 Kaç Para Kaç

13:00 İki Dil Bir Bavul

15:00 Çakallarla Dans

17:00 Bornova Bornova*

25 Mayıs 2011

11:00 Kaç Para Kaç*

13:00 11’e 10 Kala

15:00 Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak*

17:00 Başka Dilde Aşk*



*Yönetmen ve oyuncuların katılımı ile gerçekleşecektir.



PERA MÜZESİ

25 Mayıs 2011



13:00

The Unknown, We Care Film Fest, 5:00

Hidden Talents, We Care Film Fest, 5:00

Girl Stars, We Care Film Fest, 5:00

Sparsh, We Care Film Fest, 3:00

You Want to Make A Film, We Care Film Fest, 25:00



14:00

1 Çizgi 1 Nota, Irmak Sueri, 5:11

Bisiklet, Hazal Erdoğan 4:45

Engele Engel, Gülten Ağrıtmış, 2:00

Hazan, Serpil Beylik, 16:02

Engellenmiştir, Orçun Baş, 10:00

Papillon, Cansel Elçin, 5:11

Beni Koşulsuzca Sevin, Tohum Otizm Vakfı, 4:12



15:00

White Balace, We Care Film Fest, 40:00



16:00

Bilal, We Care Film Fest, 51:00



17:00

Engel Sizsiniz, Irmak Sueri, 2:45

Hangimiz Engelli?, Yılmaz Kıvanç, 8:40

İhtimalsiz Olasılıklar, Atakan Yapıcı, 11:45

İlk Bakış, Hevidar Bakır-M.Tayfur Aydın, 5:58

Mahrum, Erdem İşler, 3:40

Saksı, Sude Buz, 15:39



18:00

Sen Olmak, M.Tayfur Aydın, 8:52

Ve Ben, Serpil Beylik, 2:14

100 Metre Engelli, Okan Gökalp, 1:00

Çarpışma, Umut Aral, 17:00

Basket Bronx, 10:00

Sashkam Lok, 5:00

Virtue, 3:00

Advitya, 5:00

19:00 da Ekşi Sözlük için Özel Gösterim (Sadece Yazarlar İçin)



LEVENT KÜLTÜR MERKEZİ



22 Mayıs 2011



13:00 Başka Dilde Aşk

15:00 11’e 10 Kala

17:00 Bornova Bornova



23 Mayıs 2011

13:00 İki Dil Bir Bavul

15:00 Kaç Para Kaç

17:00 Çakallarla Dans



24 Mayıs 2011

13:00 Merdiven Altı

15:00 Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak

17:00 Başka Dilde Aşk



25 Mayıs 2011

13:00 11’e 10 Kala

15:00 Bornova Bornova

17:00 İki Dil Bir Bavul



26 Mayıs 2011

13:00 Kaç Para Kaç

15:00 Çakallarla Dans

17:00 Merdiven Altı



27 Mayıs 2011

13:00 Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak

15:00 Başka Dilde Aşk

17:00 Çakallarla Dans



...

http://kisaiyidir.net/uluslararasi-engelsiz-film-festivali-basliyor/

http://gultenagritmis.blogspot.com/2011/05/2011-uluslararas-engelsiz-film.html

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.


8 Mayıs 2011 Pazar

2011 Uluslararası Engelsiz Kısa Film Festivali Yarışmasına Katılım //

2011 Uluslararası Engelsiz Film Festivali // 21 – 27 Mayıs 2011

- 2011 Uluslararası Engelsiz Kısa Film Festivali Yarışmasına Katılım -

Kısa Film – Short Film: Engele Engel – Additional Obstacle to Obstacle
Yönetmen - Director : Gülten Ağrıtmış
Yazan ve Yöneten – Written and Directed by: Gülten Ağrıtmış

2011 Dünya Göz Kısa Film Yarışmasına Katılım //



9. Ulusal Kısa Film Festivali Yarışmasına Katılım - 2011


2011 Nokia Uluslararası Kısa Film Yarışmasına Katılım //

2011 Nokia Uluslararası Kısa Film Yarışmasına Katılım //
Kısa Film - Short Film: Si La La La
Yönetmen - Director: Gülten Ağrıtmış
Yazan - Authors: Gülten Ağrıtmış
Senaryo - Screenwriter: Gülten Ağrıtmış

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır. / 81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları saklıdır alınmıştır aittir.

No.5846 accordance with the law of intellectual and artistic Works, all kinds of parts of the work as a whole for the moral and material rights reserved.